.
  Seyyid Burhaneddin Hz.
 
KAYSERİ’NİN MANEVİ MİMARLARINDAN
BİR BÜYÜK EVLİYA
SEYYİD BURHANEDDİN MUHAKKİK-I TİRMİZİ


 

Şehrimizde isimleri ile hizmetleri ile isimleri bu günlere gelmiş, Türk halkının gönül dünyasına taht kurmuş, birçok devlet adamı, mutasavvıf , ilim adamı ve şair vardır
Şöyle ilk planda aklıma gelen isimleri sayacak olursam: Kayseri’yi Türk yurdu haline getiren Danişmendli emiri Melik Mehmet Gümüştekin Gazi, Anadolu’da yetişmiş bir büyük insan Ahi Evran, Kayseri’nin mamur bir Selçuklu şehri olması için birbirinden eserlerle donatan Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat, İkinci Kılıçaslan’ın kızı Gevher Nesibe Hatun, Birinci Alaeddin Keykubat’ın eşi Mahperi Hatun (Hunat Hatun), Bostancı Baba, Emir Çoban, Bilgin Kayserili Abdülmuhsin, Eretna devletinin kurucusu Alaeddin Eretna, ünlü mutasavvıf Kayserili Davud, Oğuzların Salur boyundan olan ve kendi adına beylik kuran, ünlü şair ve devlet adamı Kadı Burhaneddin , Somuncu Baba (Şeyh Hamid-i Kayseri), ünlü mutasavvıf İbrahim Tennuri, mimarların piri Mimar Sinan, Seyyid Halil Devletli, Develili Seyrani ve Dadaloğlu aklıma ilk gelenler arasındadır.

SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİNİN YERİ BİR BAŞKADIR
Kayseri’ye ilk defa gelen birisi şehri şöyle bir turlamaya kalksa Kayseri’nin bir Erciyes zirvesine bakar, hayran olur; bir de Seyyid Burhaneddin Hazretleri’nin şehre verdiği manevi zirveyi görür, ona hayran olur
Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin türbesi adeta dolar taşar hergünKayseri’de oturan insanlar, onun gibi bir evliyanın yanıbaşlarında yatmasından manevi bir haz alırlarTürbenin düzenlemesi gayet güzeldirAtalarımızın mezarları bu ulu zâtın mezarının yanıbaşında sıra sıra dizilidirTürbe ve mezarlar sanki bana bir camiin saf saf dizilmiş cemaati gibi gelirBaşta imam olarak Seyyid Hazretleri durmuş, ecdat da onun imametinde secdeye varmış gibidirYüzyıllardır koklanan bu hava Kayseri’nin manevi ikliminde çok etkilidirSeyyid Hazretleri öleli 754 yıl olmuştur ama ondan alınan manevi terbiye, nesilden nesile ulaşmış, onun gibi halkı aydılatan ulemamız ve onun manevi ikliminden etkilenen cemaatımız hiç eksik olmamış ve günden güne de artmıştır
SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİ VE MAARİF
Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin sözlerinin ve müridleri ile sohbetlerinin yer aldığı kitabına verdiği isim “Maarif”tir
Bu kitapta ibadetin sırları ve hikmetleri ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin ışığı altında açıklanmıştırMaarif, Farsça yazılmış bir eserdirÇünkü Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin yaşadığı devirde (M1165-1244) Selçuklu Devletinin resmi dili Farsça idiBu eseri Farsça yazma nüshalardan Türkçe’ye önce ProfDrBediüzzaman Fürüzanfer (1960), sonra Abdulbaki Gölpınarlı (1972) ve kıymetli hemşehrimiz Ali Rıza Karabulut(1995) çevirmişlerdir
SEYYİD BURHANEDDİN VE MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ
Seyyid Burhaneddin Hazretleri talebesi Mevlana Celaleddin-i Rumi’ye hitaben şöyle demiştir: Yüce Allah, seni babayın (Bahaeddin Muhammed’in) derecesine ulaştırsın
Zira hiç kimsenin derecesi ondan üstün değildir, babayın derecesi bu kadar yüce olmasaydı, Allah seni onun derecesinden de üstün kılsın, diye dua ederdimFakat en son derece, onun ulaştığı derecedir, ondan yüksek derece de yokturNitekim Kur’ân-ı Kerim’de: “Şüphesiz ki en son varılacak yer (derece, makam) Rabbinin huzurudur” buyurulmuştur
*Seyyid Burhaneddin Tirmizi, “Maarif” Tercüme:Ali Rıza Karabulut, s
66
SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİNİN KAYSERİ’DEKİ BİR KERAMETİ
Seyid Hazretlerine Kayseri’de Talas’tan bir kız öğrenci derse geliyordu
Birgün, kızın babasına komşuları dedikodu yaparak, “genç ve yetişmiş bir kızı, bekar bir hocaya nasıl gönderiyorsun?” dedilerKızın babası, hocasının yaşlı bir evliya olduğunu, böyle düşünmekle, ona iftirada bulunduklarını söylediSabahleyin de kızını yine hocasına gönderdiKız, gelip hocasının karşısına geçince, hocası ona bir paket vererek, bunu babasına götürmesini söyledihiçbirşeyden haberi olmayan kızcağız, paketi alarak tekrar Talas’a döndüEmaneti babasına verdibabası açtığında bir ateşin yanmakta olduğunu ve ortasında da bir demet pamuğun ateşin içinde yanmadan durduğunu gördüAkşamleyin komşularının yapyığı ayıp Hocaya malum olmuş ve bu hareketiyle onlara cevap vermiştiDurumu dedikoducu komşulara kızın babası gösterdiHepsi gelip Seyyid Hazretlerinden özür diledilerAncak, Seyyid Hazretleri bir daha o kızı dersine kabul etmedi


SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİNİN KAYSERİ’YE GELİŞ SEBEBİ:
KAYSERİ’NİN YARALARINI SARMAK İÇİNDİ


Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin Kayseri’ye niçin geldikleri yönünde kaynaklarda bir bilgiye rastlamak kabil olmamıştır
Mevlana Hazretleri ile Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin aralarında bir konuşma geçtiği, Seyyid Hazretlerinin kendisinin yerine Şems-i Tebrizi’nin gelişine vakıf olarak bunu Mevlana’ya naklettiği ve Mevlana’nın üzüntülere gark olmasına rağmen Şeyhinin Kayseri’ye gelişine de razı olmak zorunda kaldığı anlatılırBu hikayede de Seyyid Hazretlerinin Kayseri’ye geliş sebebi açıklığa kavuşmaz
Bu sorunun cevabını bulmak için Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin Kayseri’ye geldiği sırada Kayseri’de ceryan edenlere olaylara kısaca baktığımızda, Kayseri şehrinin tarihindeki en acılı dönemlerden birini yaşadığı görülmektedir: Moğol istilası ve bunun neticesinde büyük Türkmen kıyımı

MOĞOL İSTİLASI VE BÜYÜK TÜRKMEN KIYIMI
13
yüzyılda Selçuklu Devleti içerisinde Türkmenler birbirleri ile kıyasıya iktidar mücadelesi yaparlar ve kardeş kanı oluk oluk akar1239 yılında ise Moğollar Kars ve çevresini almışlar böylece Anadolu topraklarına ayak basmışlardır1242 yılında Erzurum’a giren Moğol hükümdarı Baycu Noyan, 30 bin kişilik ordusuyla Anadolu’da ilk büyük yağma ve katliamı Erzurum’da yapmıştır1243 yılında Sivas’ın Zara ile Suşehri ilçeleri arasında yer alan Kösedağ mevkiinde 70 bin kişilik Selçuklu Ordusu adeta savaşmadan Moğolların bozgununa uğrarÇünkü, llGıyaseddin Keyhüsrev gibi basiretsiz ve korkak bir hükümdar koskoca Selçuklu Ordusunun, sadece öncü birlikleri dağıldı diye savaş meydanında yalnız bırakmış, yanına bir kısım mücevherleri alarak Tokat’a kaçmıştırBu durumdan Selçuklu Ordusunu ilk planda haberi olmazAncak bir gün sonra Sultanın kaçtığı haberini büyük bir şaşkınlık içerisinde öğrenirler ve savaşmadan ordu dağılırOlayın enteresanlığına bakın ki Baycu Noyan’ın başında bulunduğu Moğol Ordusu, Selçuklu Ordusunun dağıldığına inanmamış, bunu pusu amacıyla yapılmış bir ricat hareketi zannıyla iki gün beklemiş ve ordugaha ancak iki gün sonra girebilmişlerdir
Karşısında ciddi bir güç kalmayınca Moğol Ordusu, Sivas’tan sonra Kayseri’ye geldi
Önce şehrin kenar mahallelerini yağmaladıŞehir halkı Emir Kaymaz ve Fahreddin Ayaz’ın komutasında kale surlarını onararak kaleyi müdafaa etmişlerdirMoğollar, Kayseri kalesini alamadıkları için ümitsizliğe düştükleri bir sırada, Ermeni dönmesi Kayseri İğdişbaşısı Hajuk oğlu Hüsam ihanet ederek Baycu Noyan’a kale hakkındaki gizli bilgileri aktarmıştırHajuk oğlu Hüsam’dan sonra şehrin sübaşısı Fahreddin Ayaz Moğollara sığınmıştırBu ikinci ihanet ile daha da yalnız kalan Emir Kaymaz cihada devam etmiş ancak elindeki Türk askerlerinin sayısı azaldığı için kale düşmüştür
Moğollar, askerlerin ellerini bağlayarak Meşhed Ovasına götürdüler ve orada askerleri katlettiler
Kayseri şehri tarihte emsali nadir görülen bir büyük felaketin altında inim inim inlemiştirŞehrin bütün binaları yıkılmış, Kayseri Kalesinin surları yerle bir edilmiştiBazı kaynaklar Seyyid Hazretlerinin Kayseri gelişini Moğolların Meşhed Ovasında büyük Türkmen kıyımını yaptıkları zaman olarak açıklarlarHatta Moğolların Türkmenleri ve Türk askerlerini katlettikleri sırada Seyyid Hazretlerinin Meşhed Ovasından geçerek Kayseri’ye geldiğini belirten kaynaklar dahi vardır
Moğol Zulmünün boyutları hakkında zamanın tarihçilerinin neler söylediklerine bir bakarsak sanırım durumun vahameti daha da iyi anlaşılır:
Halil Edhem, İbn Bibi Selçuknamesi’nden naklediyor:
“Bütün askerler şehre girdi
Şehirde buldukları askerlerin ellerini bağlayıp hepsini Meşhed Ovasına götürdülerEvleri yağma ettiler ve içindeki adamları öldürdükten sonra dışarı çıktılar ve şehri ateşledilerÖnceden tutup çıkardıkları köleleri Meşhed Ovasında öldürdülerÇocuk ve kadınları da aralarında üleştikten sonra çıkıp gittilerYolda hastalanan veya yaya yürüyemeyen köleleri de öldürüyorlardı
Ahmet Nazif Efendi, Kayseri Tarihinde şunları yazıyor:
“Doğu Asyayı baştan başa istila eden Cengiz Sülalesi İslam alemi için bir tufan belası gibiydi, önüne çıkan herşeyi sildi süpürdü

Aksarayi ise bu olayı şöyle anlatır:
“Rum memleketinin kasrına düşen ateş, bir semavi afet oldu ve nesiller üzerinde tesiri sezilmekte devam eden sarsıntılar doğurdu

Müneccimbaşı Tarihi de Kayseri’de Moğolların zulmünü şöyle anlatır:
“Tatarlar Kayseri’ye yürüdüler
Az bir müddet muhasaradan sonra şehri savaşsız aldılarŞehri yaktılar ve yağmaladılarAhalisinin umumisini öldürdüler, kadınları esir aldılarKayseri’de teneffüs eden bir şahıs kalmadıKayseri vahşi hayvanlar yeri olduMoğollar, yağmaladıkları mallar ve esirler ile memleketlerine döndüler
Halit Erkiletlioğlu’nun Kayseri Tarihi isimli eserinde de bu olay şu şekilde yer alır:
“Moğollar, Abaka kumandasında kalabalık bir ordu ile Anadolu’ya geldiler
Elbistan Ovasından Kayseri’ye girdilerBuradaki Müslümanları öldürmek isteyen Abaka’ya kadılar ve fakihler elçi olarak gittiler ve yalvardılarŞehrin herhangi bir askeri kuvvete karşı duracak gücünün bulunmadığını ve kendilerine itaat edeceklerini beyan etmelerine rağmen Moğollar başta Kayseri Kadısı Celaleddin Habib olmak üzere ahaliden kimseleri katlettilerAskerlerine de genel bir katliam yaptırarak 200 binden fazla kimseyi çiftçi, asker ve ahaliden yarım milyon insanı kestirdiler
İşte o tarihlerde Kayseri’nin durumu bu derece vahimdir
Anlaşılıyor ki Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin Kayseri’ye gelişi Moğol istilası sonucu çok büyük yaralar almış olan şehrin yaralarını sarmak içindir.
 

 
 
  Bugün 7 ziyaretçi (8 klik) kişi burdaydı!  
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol